3 Mayıs ve Türk dünyasında korona

218 03.05.2020 00:00:00 Prof. Dr. Kürşad Zorlu
Prof. Dr. Kürşad Zorlu

 

10 Nisan’da Türk Konseyi üyesi devlet başkanları, ardından sağlık bakanları ve geçtiğimiz hafta da ulaştırma bakanları toplandılar. Salgına karşı ortak mücadeleyi masaya yatırdılar. Yine geçen hafta Türk Dünyası Akademiler Birliği “Ortak Virüs Merkezi” kurulma teklifini devlet başkanlarının onayına sundular. Aşağıdaki tabloya bakılırsa 2 Mayıs esas alındığında Türk Dünyası (ki burası tamamı değil) yaklaşık 167 milyon nüfusuna karşın salgınla mücadelede fena görünmüyor. Türkmenistan, Cumhurbaşkanı kararıyla resmi veri akışı sağlamasa da vaka ve ölüm oranı bakımından 3.1 ortalama ile kötü durumda olmayan kategoride… Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Avrupa, Amerika, Doğu Akdeniz ve Pasifik bölgesi ülkelerinin arkasında, Güney Asya ülkelerinin hemen önünde yer alıyor.

Salgına karşı Kazakistan ve Özbekistan tedbirleri hafifletme sürecini kademeli olarak başlattılar. Kontrollü sokağa çıkma, iller arasında seyahat ve bazı işyerleri açılmaya başlandı. Onlarda da bayram sonrası daha hızlı bir rahatlama ihtimalinden söz ediliyor.

https://im.haberturk.com/2020/05/02/ver1588460524/2666245_6b761b09063af4299bbb3bbc4cb2d199.jpg

Süreç hafiflediğinde ve ülkelerin tedarik zincirleri değişmeye başladığında Türk Dünyasının kendi içerisindeki üretim potansiyeli ve ulaştırma koridorları emin olun çok önemli hale gelecek.

NEDEN TÜRK DÜNYASI?

Dünyadaki gelişmeler ve Türkiye’nin son dönemde karşı karşıya kaldığı tehlikeler uluslararası alanda özgün yaklaşımları ve birliktelikleri daha rasyonel kılıyor. ABD ile başlayan bir tür kopuş hali, Rusya ile yaşanan gerginlik, AB üyesi ülkelerle derinleşen çıkar çatışmaları ve Ortadoğu bataklığında dost bildiklerimiz tarafından hançerlendiğimiz tarihi vakalar…

Türkiye bunca yüke rağmen ayakta kalabiliyorsa, tarihsel dayanaklarının ve vazgeçilmez jeopolitiğinin çok büyük bir önemi var. Öyle bir coğrafyadayız ki Doğu-Batı arasında salınabilen, aynı anda hem Avrupalı hem de Asyalı olarak değerlendirmeye tabi tutulabilen bir ülke konumundayız.

Ancak kim ne derse desin Türkiye kapitalist bir ülke olmadı ve olamayacaktır da. Cemil Meriç bu özel durum karşısında şöyle der: “Avrupa kendi dışında kalan ülkelerin hiçbir zaman kapitalizmle kalkınmasına izin vermez, veremez. Bu kendi sonu olur.”

O halde Türkiye tüm bu birikim ve farklı seçeneklerini harekete geçirmenin çabası içerisinde olmalıdır. Bunlardan biri de geleceği daha fazla inşa edebileceği Türk Dünyası projesidir. Türk devlet ve topluluklarının her alanda işbirliğini esas alan bu uluslararası model, tamamen özgün ve işlenmeyi bekleyen verimli bir arazi görünümündedir.

Yaklaşık 250 milyon nüfusu, 1.5 katrilyon dolar milli geliri ve 5 milyon kilometrekareyi aşan yüzölçümü ile ciddi bir katalizör imkanı sunmaktadır. 2010 yılında Türk Konseyi’nin kurulması ve geçtiğimiz yıl Özbekistan ile Macaristan’ın buraya katılımları ciddi bir dönüm noktasıdır. Görüldüğü üzere böyle bir işbirliği, kendi üreteceği değerin dışında diğer ülke ve birlikteliklere etkisi düşünülerek de irdelenmeli. Bu gücü arkasına alabilen bir devletin Avrupa’da, Asya’da daha güçlü ilişkileri meydana getirmesi muhtemeldir. Nitekim Nazarbayev’e Türkiye’nin AB üyeliği sorulunca “Kardeş ülkemizin Avrupa ile ilişkileri bize de köprü oluyor” demesi Türkiye’nin özgün potansiyelini sanırım en iyi anlatan örneklerdendir.

Yaşanan küresel salgının ardından Türk Dünyası alanının, karşıt küresel güçlerin mücadelesine sahne olacağının şimdiden altını çizelim.

3 MAYIS’IN ANLAMI

3 Mayıs 1944, sebep ve sonuçlarıyla bahsettiğimiz bu kısa anlatım zincirinin önemli bir halkasıdır. Çünkü o tarihlerde artık Atatürk yoktur. Türk Dünyası konusundaki araştırmalar adeta rafa kaldırılmıştır. Böyle bir ortamda Nihal Atsız, Alparslan Türkeş ve arkadaşları belirir. Atsız Başbakan Şükrü Saraçoğlu'na açık mektup yazar, ülke için endişelerini kaleme alır. Mektup çok yankı bulur ve bir süre sonra dava açılır. Dava 3 Mayıs tarihine ertelenince o gün binlerce üniversite öğrencisi Ankara sokaklarında destek için buluşur. Ve sonunda ağır işkencelerin ardından tüm sanıklar beraat eder. Günümüzde 3 Mayıs, Türkiye’de Milliyetçiler/Türkçüler Günü olarak kutlanıyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu anlamlı günü çok önemsiyor. Sayın Bahçeli dün yayınladığı mesajda “Merhum Hüseyin Nihal Atsız'ın ifadesiyle söylersek, 3 Mayıs 1944 Türkçülerin ızdırabı ile yoğrulmuş bir dönüm günüdür.” dedi ve ekledi: “Türk milliyetçiliğinin toplumsallaşması, ilerleyen yıllarda kitleselleşip siyasi bir harekete dönüşerek kabuk değiştirmesi 76 yıl önceki olayların müessir neticelerinden birisi olarak değerlendirilmelidir.”

İşte o günlerdeki amansız mücadelenin en belirgin meyvesi, kanaatimce Türk Dünyasının bugün geldiği işbirliği potansiyeli ve bu imkanın ayakta kalabilmiş olmasıdır.